29 10 2008

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

 


EĞER BU VATAN TOPRAKLARINI  BEĞENMİYORSANIZ ,ŞEHİT  KANLARIYLA SULANMIŞ BU VATANA  HİYANETLİK EDİYORSANIZ,KALBİ  TÜRKÜM DİYE ATAN VATAN  EVLATLARINI ŞEREFSİZLİK  ŞARHOŞLUĞUYLA HİÇE  SAYIYORSANIZ,ORTADOĞUYA HAKİM  OLMASI ÇABASI GÜDENLERİN  PİYONU OLMAYA DEVAM EDECEK  KADAR BEYİNLERİNİZ ÖRÜMCEK BAĞLAMIŞ İSE , DEMOKRATİK VE ÖZGÜR BİR ÜLKEDE   HALAA ÖZGÜRLÜK DİYE  HAYKIYORSANIZ , BU VATANIN EKMEĞİNDEN YİYİP, SUYUNDAN İÇİP SİYANÜR  MUAMELESİ YAPIYORSANIZ  SİZ İNSANLIKTAN NASİBİNİZİ  ALAMAMIŞSINIZ DEMEKTİR. İNSANCA YAŞAMAYI BİLMEYEN , KAN EMİCİLERİN POLİTİKASINI  GÜDENLERİN DE  BU VATAN TOPRAKLARINDA YERİ  YOKTUR.

ve   Atatürkçülük nedir diye sordular bir gün... Hala din ve devlet işlerini birbirinden ayıramayanları gördüm .

     Siz bilmiyor musunuz ki Atamız sayesinde çanlardan kurtuldunuz,ezan sesleri özgür kaldı. 

     
  Sizler ne  kadar  cahilsiniz ki, bir devlet adamını  dinimizin elçisi ile mukayase ediyorsunuz. 

........................................................................................................................................................

       Sizler ne kadar cahilsiniz ki, Atamızı bir put gibi değerlendirip küçük beyinleri yıkıyorsunuz.   

     Sizler ne kadar cahilsiniz ki ,ezelden beri bu politikayı aşılayanlar  sayesinde bu ülke parçalanmaya çalışılıyor anlamıyorsunuz.

      Sizler ne kadar vatan düşmanısınız ki ,  hem inancımı koruyup  hem de vatanımı   koruyabileceğimi bilmiyorsunuz.
      
    
   Sizler ne kadar  cahilsiniz ki ,  benim dini inancımı    siyasete alet edebiliyorsunuz. 
         
      
  ve hala Atatürkçülük nedir diye soruyorlar bugün... 

Türk ulusunun, akıl ve bilimin yol göstericiliğinde ileri bir toplum olarak çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini, tüm insanlığın içinde bağımsız, eşit ve şerefli bir biçimde yer almasını amaçlayan bir düşünce sistemidir.  
     
       
Yani    hala kafası almayan idrak edemeyen varsa tekrar tekrar  anlatabilirim... 

Atatürkçülük olarak da adlandırılan bu sistem, Türk toplumunun gereksinim ve isteklerinden doğmuş; devlet yaşamına, düşünce yaşamına, ekonomik yaşama, toplumun temel kurumlarına ilişkin gerçekçi düşünce ve ilkeleri içeren tümden bir ulusal çağdaşlaşma, değişim ve dönüşüm modelidir.Kimsenin dini inançlarını sorgulamaz.

 
Atatürk ilkeleri, altı başlık altında toplanabilir.

CUMHURİYETÇİLİK

Kemalist devrimler siyasi bir devrim niteliğindedir ve çokuluslu bir imparatorluktan Türkiye ulus devletine geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece Modern Türkiye' nin ulusal kimliği kazandırılmıştır. Kemalizm Türkiye için yalnızca Cumhuriyet rejimini tanımaktadır. Kemalizm insanların arzularını yerine getirebilecek yegane rejimin cumhuriyet rejimi olduğuna inanmaktadır.


HALKÇILIK

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Kemalist Devrim ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşımaktaydı. Bu devrim seçkin bir grup tarafından genel olarak halka yönelik bir biçimde gerçekleştirilmişti. Kemalist Devrimler, özellikle İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere batı kanunlarının Türkiye' de uygulamaya konmasıyla birlikte kadınların statüsüne kökten değişiklikler getirmiştir. Üstelik, 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme hakkını almışlardır. Atatürk çeşitli ortamlarda Türkiye'nin gerçek Yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindeydi.Gerçekte, halkçılık ilkesi için yapılan resmi açıklamada Kemalizmin sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olduğu ifade edilmekte ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmiyordu. Kemalist ideoloji, aslında, Türk vatandaşlığı olarak ifade edilen bir fikre dayanmaktaydı. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, onların daha fazla çalışmaları için gerekli psikolojik teşviki sağlayacak, birlik fikri ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olacaktı.


LAİKLİK

Kemalist laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmiyor, ayrıca dinin eğitim, kültürel ve yasal konulardan da ayrılması anlamını taşıyordu. Laiklik, düşünce özgürlüğü ve kuruluşların dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olmaları anlamına geliyordu. Böylece, Kemalist devrim ayrıca laik bir devrim idi. Kemalist devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğer birçoğu ise laikliğe ulaşılmış olması nedeniyle gerçekleştirilebilmiştir. Kemalist laiklik ilkesi Tanrı karşıtı bir ilke değildi. Bu akılcı ve dini siyasettir dışında tutan bir ilke idi. Bu Kemalist ilke aydınlanmış İslam'a değil, çağdaşlığa karşı olan Müslümanlığa karşısındaydı.


DEVRİMCİLİK

Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de reformculuk veya devrimcilikti. Bu ilkenin anlamı Türkiye'nin devrimler yaptığı ve geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlar ile değiştirmiş olduğu idi. Geleneksel kavramların iptal edildiği ve modern kavramların benimsendiği anlamına geliyordu. Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınmalarının çok ötesine geçti.


MİLLİYETÇİLİK

Kemalist devrim ayrıca milliyetçi bir devrim idi. Kemalist milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildi. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesi idi. Bu milliyetçilik, tüm diğer milletlerin bağımsızlık haklarına saygılı idi. Yine bu milliyetçilik, sosyal içerikli bir milliyetçilikti. Yalnızca anti - emperyalist değil, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine karşı olan bir milliyetçilikti. Kemalist milliyetçilik, Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.


DEVLETÇİLİK

Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesinin de devletin ülkenin genel ekonomik faaliyetlerini düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği alanlara veya özel sektörün yetersiz kaldığı alanlara veya ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara yine devletin girmesi gerektiği anlamında yorumlanmaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

20
0
0
Yorum Yaz