22 07 2008

Vefa borcu....

       Küçük yapraklar arasından gözlerimle değil de gönlümle görebildiğim incecik ışıklar süzülüyordu.
     Yol aldığımız her saniyede ağaçlar şarkı söylüyordu.Bir sağa bir sola salanıyorlardı sanki... Bir karanlık içine çekiyordu korkusuzca ...
    Birden mırıldandığımı hissettim.Elimde olmadan sallanıyordum.Biri görse araba ve içinde bir deli...
 Parmaklarım piyano çalarcasına ritim tutuyordu...
    Yol boyunca her gördüğüm ağaç bir başka şey fısıldıyor ben de cevap veriyor şarkı söylüyordum.B u benim için müziğin başladığı andı henüz 8 yaşındaydım.Arada bir dikiz aynasına bakıyor babamın beni görüp görmediğini kontrol ediyordum:)Bu eve gidene kadar sürdü.
    Bir gün İstanbul'a gideceğimizi babamın Topkapı sarayında yemek için yer ayırrtığını duydum.Muhteşem bir şeydi buu...
Bilemiyorum bugünkü gençlerin böyle bir imkanı var mı?O zamanlar öyle bir restorasyon yapmışlardı ki yemek servisi veren bir kısmı vardı.Denize nazır ve batık bir gemi görünüyordu.
Çok mutlu olmuştum çoookkk...
    vee o gün geldi çattı.İstanbuldaydık.Etap Marmara'da kahvaltı yapıyorduk.Daha sonra babamın Hilton Otelinin iç mimarisine katkıları olduğunu öğrendim.Öyle gurur duydum ki..Bir daha başım göklere çıktı çocuk aklımla:)
   Sonra dışarı cıkıp Taksim,Beyoğlu neresi varsa Kapalı çarşı,Paşabahçe,Bağdat caddesi neresi varsa...tüm gün gezdik.Ne kadar bilgiliydi babam,her şeyi anlatıyor her soruma cevap verebiliyordu.O benim babamdııııı...kültürlü ,bilgiliydi.
    Bir ara şarkıcı Ersanın arkadaşı olduğunu beraber çaldıklarını ve okul arkadaşı olduğunu söyledi.Gözlerim kocaman açılmıştı şimdi.
 İşte o an'' baba bana piyano al dedim''.
O da'' pianoyu taşıyamayız şimdilik org olsa olur mu ''dedi gülerek:)İçimdem küçük bir şey olsa gerek demiştim.
   Ertesi günü koskoca bir bina içine girdik ve sen biraz bekle dedi,annemi de yanına alaraktan.
Sonra beni bir ağbi çağırdı.Gördüğüm şey benim boyumda idi.Aynı boyda idik.Koca bir kutu,bir org kutusu idi bu...
'' Tut.Bu senin ama kardeşinle paylaşacaksın '' dedi babam.
   Burası Doğubankmış o gün öğrenmiştim.Bursa'da olmayan bir sürü şey vardı orda.
    Buradan çıkınca, benim enişte olarak benimsediğim ancak babamın can dostu, okul arkadaşı Fedai amcalara gittik.Orda gizlice kutusundan çıkarttığım orgumda  ,aynı o yolculuk akşamındaki gibi hiç bir ders almadan bana ağaçların söylediği şarkıları çalmaya başladım.36 yaşındayım ilham geldikçe çalıyorum ama hep bir yanım eksik çünkü o kişiler yok şu an...
    Bu kadar gezmek tozmak ,sevinmek bana yaramamışmıydı acaba.Neden sabah Haydarpaşa  Göğüs cerrahisinde olmalıydık ki?Benim neden ameliyat olmam gerekiyormuş ?
   Bir doktor beni muayenehanesinde elinde bir bebekle karşıladı.Oysa benim bebeğim vardı,ihtiyacım yoktu ki ona...Anne ,baba  nerdesiniz??
   Dr.''  ameliyat olmalısın bebeğim.Yoksa ilerde bu bebek gibi çocukların olamayacak'' dedi. 
   Evet ben nefes darlığı çeken küçük bir çocuktum...
Biz seni hayata daha dirençli olarak hazırlıycaz bize güven dedi ve beni hemşireye teslim etti.
   İşte ben okulumun tam yarısında bir Şubat tatilinde tam yarım dönem sürecek bu serüvene başlamış oldum. 
  Günler ayları kovaladı.Arkadaşlarımı özledim.Yattığım yerden hastane bahçesine bakıp yağan karı seyrederken İstanbul'u hiç sevmiyordum artık,hem de hiç.İstanbul özlem,İstanbul hasret,İstanbul korku....
   Herkes taburcu oluyordu herkes gidiyordu ben el sallıyordum.
   Nihayet ben de gidiyordum artık...Hem de sapasağlam doktor sözünü tutmuştu:)
   Bir tek şeyi unutmayacağım beni ziyarete gelmeyen büyükbabamı ve baba tarafımı artık hiç gelmesinler hayatıma...
   Baba ve anneme vefa borcumu ölene dek ödeyemem  Allah yerinde dinlendirsin canım babacığımmm...
   
                   

2
0
0
Yorum Yaz